Günbatımı
Günbatımının fotoğrafını çekiyor herkes. Çimlerde oturup konuşanlar duraklamış, telefonlarını çıkarıp o kırmızı, pembe, mor tabloyu kaydetme telaşında. Deniz kenarında oturanlar dalgalı denizin sarkan ayakları ıslatması pahasına yönlerini denize çevirmiş, güzelliğin büyüsüne kapılmış. Bir günbatımı insanları çok mutlu ediyor, en azından benim gibi insanları. Çiçek açmış bir ağaç, beklenmeyen bir yerde yanıma yanaşan bir kedi, akşam eve giderken önce kokusuyla kendini tanıtan yaseminler. Hayatı seviyorum, bunlarla seviyorum, bunları fark ettiğim müddetçe seviyorum. Fakat günbatımının şöyle bir bilinmezliği var. On saniye sonra size daha güzel bir renk paleti sunup sunmayacağından haberiniz yok, gözünüzü sık sık çevirmeniz gerek başka bir yere, içtiğiniz bira şişesine, karşınızdaki kişiye, diğer izleyicilere, sonra tekrar güneşe. Kalkarken galerinizde yirmi fotoğraf, en güzeli elbette en sonuncusu. Hep böyle mi olur? En güzeli hep en son karşılaştığımız mıdır; yoksa özel olduğu belli ola...