Kayıtlar

Nisan, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Günbatımı

Günbatımının fotoğrafını çekiyor herkes. Çimlerde oturup konuşanlar duraklamış, telefonlarını çıkarıp o kırmızı, pembe, mor tabloyu kaydetme telaşında. Deniz kenarında oturanlar dalgalı denizin sarkan ayakları ıslatması pahasına yönlerini denize çevirmiş, güzelliğin büyüsüne kapılmış. Bir günbatımı insanları çok mutlu ediyor, en azından benim gibi insanları. Çiçek açmış bir ağaç, beklenmeyen bir yerde yanıma yanaşan bir kedi, akşam eve giderken önce kokusuyla kendini tanıtan yaseminler. Hayatı seviyorum, bunlarla seviyorum, bunları fark ettiğim müddetçe seviyorum. Fakat günbatımının şöyle bir bilinmezliği var. On saniye sonra size daha güzel bir renk paleti sunup sunmayacağından haberiniz yok, gözünüzü sık sık çevirmeniz gerek başka bir yere, içtiğiniz bira şişesine, karşınızdaki kişiye, diğer izleyicilere, sonra tekrar güneşe. Kalkarken galerinizde yirmi fotoğraf, en güzeli elbette en sonuncusu. Hep böyle mi olur? En güzeli hep en son karşılaştığımız mıdır; yoksa özel olduğu belli ola...

Hastayım

Yatıyorum, dünden beri ölü gibi yatıyorum. Belimi kıpırdatmadan, hızlı hareket edip başımı döndürmeden suya uzanmam lazım. Su içmezsem iyileşemem. Böyle dedi herkes; annem, halam, doktor arkadaşım, doktor olmayan arkadaşım. Gerçi annemin hasta olduğumdan haberi yok ama olsaydı söylerdi. Çocukluğuma dair çok şey hatırlamıyorum, belki göz numaramın suçu belki de hatırlanması gereken şeyler yaşamadığım için. Şimdi burada yatarken hatırladığım onlardan biri değil.  Anneannemin evindeyim, iki odadan oluşan, güneşin sadece hafif aydınlığa yaradığı, korkudan kumandayı gözüme siper ederek film izlediğim o karanlık ev. Gece tuvalete gitmemek bana bu evden kalan bir miras. Evden bahçenin sonuna kadar yürüyüp vardığın, taşların rastgele üst üste koyulup ortaya bir çukur açılmış bir metrekarelik o tuvalet. Bu çevredeki ülkelerde bilindik ve garipsenmeyen bir durum. Bu ülke ve kuzeydeki komşusu, dünyada pek mis kokulu hatırlanmazlar. Bu evin en geniş odasında ateşim çıktı bir gece. Üzerimde ner...

Yitirdiğimiz Evler

Kapının arkasından gelen bir anahtar sesi. Ait olduğu yere varmak üzere, parçalar oturacak birazdan, salondaki bitmiş puzzle gibi bir bütün, her şey parçalara ayrılmadan nasılsa eskiden, öyle yekpare gözükecek. Bir kapının açılmasıyla değişecek resim.  Normal bir gün gibi kokuyor. Kediye yetemiyorum yine, onun şikayetçi sesiyle gözlerimi açıyorum. Yanı başımda açık bir laptop ama ilgisizlikten kapanmış, yine de geceyi hatırlatan bir ipucu gibi sol tarafımda hala. Bir yandan mesanem alarm gibi bağırıyor, her gece içtiğim iki bardak suyun intikamını alacak. Acelesiz bir şekilde herkesin ihtiyaçlarını gideriyorum, nasılsa akşama kadar bir planım yok, belki okuduğum kitabı bitiririm. Telefonu elime alınca beni bekleyen bildirimleri görüp mutlu oluyorum. Görünmez değilim bugün, hatırlamışlar varlığımı.  Saat ne ara üç oldu anlamadım ama şimdi gördüm, bir seminer varmış katılmam gereken. Ekrandaki diğer dikkat dağıtıcı uygulamaları kapatıyorum. Kitap yanımda, sayfaların arasındaki k...