Rüzgar bizi götürecek.
-Baba, baba, baba! Içinden söylenerek kafanı kaldırıyorsun okuduğun kitaptan. Şehirden bu gürültü yüzünden kaçmamış mıydın, sen istediğin kadar doğurma, bir başkasının çocuğu mutlaka o dondurma için ağlayacak. Şezlongta uzanırken bu çekirdek aileyi izlemeye koyuluyorum. Zaten kitap da iyice sarpa sardı, kim kimdi unuttum. Iki çocuklu ailelere de çekirdek diyorlar mıydı ki? -Baba nasıl yüzdüm, nasıl yüzdüm baba? Bu küçük oğlan, babanın kuyruğu gibi peşinde dolaşan. Babadan gözlerini ayirmiyor, eh bakar eninde sonunda değil mi? Diğer oğlan elinde çantalar, uykudan yeni uyanmış gibi babayı izliyor, nereye kuracaksa şemsiyeyi orayı ev belleyecek. Bir türlü de bilemedi nereye oturacaklarını. Babanın eğiliminden sağdaki marketin oraya yerleşeceklerini seziyorum. Anneye bakıyorum ama bir ipucu yok yüzünde, babayı izleyecek o da. Evin direği, elinde direği, bir gölge yaratacak ve cevapsız kalan tüm bağırışları orada duyacak. -Baba yüzmedim mi, baba güzel yüzdüm mü baba? ...